Trabzon Trabzon°C
  • 12.04.2016
Mustafa Yolcu

Mustafa Yolcu

Muhacir Olmak 2

Hayvanlarımız ekinleri yiyerek Kelkit’e doğru ilerliyorduk. Ekinler, nede olsa Rus’a kalacak diye, çobanlar seslerini çıkarmıyorlardı.

Kelkit’e vardığımızda; Kelkitliler muhacir malı diye, hayvanlarımızı yağmaya başladılar,. Yolda bir sürü muhacirlerin hayvanları da karışmış koca bir sürü olmuştu. Hayvanları tutan; büyük küçük demeyip götürüyorlardı.

Bizim deli tosunu da altı yedi Kelkitli yakalamış çeke çeke götürüyorlar. Babam eline değneği alıp seğirtti. Korkunç bir muharebe başlamıştı. Babam hangisine bir değnek vuruyorsa yere yatırıyordu. Bir yatan bir daha kalkamıyordu. Tek başına altı yedi kişiyi yerlere sermişti. Deli tosunu tek başına kurtarmıştı.

Kelkit’ten sonra yolumuzu Suşehri’ne çevirdik. Artık yollar ana baba gönüne dönmüştü. Kağnıların gürültüsüne öküzlerin böğürtüsü karışıyor, insan bağırtıları, çocuk ağlamalarına karışıyordu. Yollarda ki insan seli mahşeri andırıyordu. Hepimizin amacı birdi: Rus geliyor, nere olursa olsun bir an önce gidelim.

Bir dağdan aşağı inerken, Çavuş eminin arabası uçurumdan aşağı yuvarlandı. Üzerindeki eşyalar bir yana, öküzler bir yana savruldu. Araba ise paramparça olmuştu. Bizimde eşyalarımız olduğu için babam gil hep beraber eşyaları topladılar. Bereket versin ki öküzlere bir şey olmamıştı. Bu sefer eşyaları insanlar şelek edip sırtlarına aldılar. Tekrar yollara düştük.

Bizim deli tosun artık kabına sığmaz olmuştu. Bütün çobanlar yaka silkeliyorlardı. Bir düzlüğe geldiğimizde, babam kesmeye karar verdi. Ateşler yakıldı deli tosunu kavurma edecektik.

Üç asker yanımıza geldi “Ne duruyorsunuz kaçın! Rus geliyor.”

Ey aman Allah! Nuh tufanı kopmuştu. Artık muhacirleri kim tutabilir ki. Kazanı olduğu gibi ters çevirdik. Kavurmalardan bir “tike” bile yiyememiştik. Kazanı arabaya koyup yola düştük.

Bu kaçış öyle bir kaçıştı ki!

Millet birbirini geçiyor; arkada kalanlar, ağlayanlar, bağıranlar, arkada kalıp yalvaranlar, kırılan arabalar, savrulan eşyalar, yollara atılan; yaşlı, sakat, çocuklar… KİMİ HASTASINI ATIP KAÇIYOR, KİMİ KUNDAKTA Kİ ÇOCUKLARINI, ÇALILARIN DİPLERİNE ATIP KAÇIYORDU. ARTIK ÇALILARIN DİPLERİNE GİTMEYE KORKAR OLMUŞTUK. HER ÇALININ DİBİNDEN BİR AĞLAMA, İNLEME SESİ GELİYORDU.

Üç gün böyle yol aldık.

Nihayetinde bir atlı subay yanımıza geldi. “Niçin böyle birbirinizi helak ediyorsunuz” diye bağırmaya başladı.

Çavuş eminin karısı, subaya karşı çıkıp “Oğlum ne yapalım üç asker geldi, ‘ Ne duruyorsunuz! Kaçın Rus geliyor’ dedi.

Subay “Yok anam bacım yok. Rus bugün gelim dese, üç günden aşağı gelemez. Rus’un önünde asker var, savaşıyor. İçiniz rahat olsun. O diyenler sizin yiyeceğinizi yemek için demiştirler.”

Meğerse askerlerimiz haftalarca açlık çekerlermiş. Ne yapsın zavallılar; aç susuzlar. Demek ki onlarda öyle bir çareye başvurdular.

Bizden sonra hükümet dağda taşta sağ kalanları toplatmış.

 

Sahipsiz çocukları Eytam Hanelere koymuştu.

O subaydan Allah Razı olsun bizi rahatlatmıştı.

Sıkıntının biri bitip biri başlıyordu. Şimdide kolera salgını çıkmıştı. Hem de ne salgın. Akşamdan vurduğunu sabaha alıyor, sabahtan vurduğu akşama kalmıyordu. Ölenleri hemen elbiseleriyle küçük bir yarın ağzına getirip üzerine biraz toprak atıp yolumuza devam ediyorduk. Cenaze namazı bile kıldıran yoktu.

Nihayetinde Suşehri’ne vardık. Orada on beş gün kaldık.

Bir bahçede dut topluyorduk: dut çorbası yapmak için. Bu arada birisi; Tahir emi, Cafer geldi, diye bağırdı.

Babam, ablam, ben, dut ağacından atlar atlamaz, sesin geldiği yana koşmaya başladık.

Büyük ağabeyim Abu zeri ile küçük ağabeyim Cafer Kop cephesinde Ruslarla savaşıyorlardı. Hiçbirisinden bir haber alamıyorduk.

Bahçenin kenarında ki yolda elinde bir sopa olan çavuşun yanında yedi sekiz yaralı asker vardı.

Babam hemen yaralıların yanına koştu. Abu zer sen misin diye sordu. Ama karşısında ki asker, Cafer ağabeyimdi.

Bahçenin kenarına gelen yaralı asker kafilesi burada mola verirler. Cafer ağabeyim bahçede tut toplayan muhacirlere; burada Bayburtlu var mı? Diye sormuş. Sorduğu kişi tesadüf, Çavuş emi.

Çavuş emi; “Var, kimi aradın asker ağa” diye sormuş.

Cafer ağabeyim; “Beni tanımadın mı? Çavuş emi”

Çavuş emi bir müddet ağabeyime bakmış “sen misin Cafer”, “Benim Çavuş emi” diyerek, sarmaş dolaş olurlar.

Cafer ağabeyimin geldiğin duyanlar; birer ikişer yanına geliyordu.

Elinde sopa olan asker; yaralı askerleri toplamaya başladı. Babam Çavuşa; “Çavuşum bu asker yolda ölür, biz annesi babasıyız. Bizimle kalsın dediler. Çavuş “Olmaz, ben onları Ankara’ya götürüyorum, orada tedavi olacaklar.” Dedi. Cafer ağabeyim üç yerinden yaralanmış. Mermilerin biri midesinin altından yarmış çıkmış, iki mermi içerde kalmıştı. Merminin biri yürümesine sürekli engel oluyor. Eğilip doğruldukça batıyordu.

Ağabeyimin o şekilde yürüyemeyeceğini anlayan çavuş; ağabeyimi bize teslim etti.

Cafer ağabeyim, insan kılığından çıkmıştı. Üstü başı yırtık, karnı sarılı, günlerdir aç susuz yayan yolculuk ağabeyimi bitirmişti.

Babamgil hemen sargılarını açıp, ottan merhem yapıp tekrardan sardılar. Ama yürüyecek vaziyette değildi.

Etrafımız bayram yerine dönmüştü. Her gelen oğlunu, akrabasını, eşini dostunu veya bir tanıdığını soruyor, heyecanla ağabeyimin vereceği cevabı bekliyorlardı.

Kale ardından tanıdıklarımızdan hemen hemen hiç kimse kalmamıştı. Onu soruyorlar; kulaktozundan vurulmuş, berikini soruyorlar anlından vurulmuş. Ekseriyetle vurulanlar ya anlından ya kulaktozundan, başka bir tarafından vurulan yok. Komşularımızın çocukları, ağabeyimin çocukluk arkadaşları hep şehit olmuşlardı. Büyük ağabeyim Abu zer den ise hiçbir haber yoktu.

Az sonra bayram havası, mateme dönmüştü. Ağabeyimin çevresini saranlar birer ikişer kenara köşeye çekiliyor iç çekerek ağlıyordu.

Suşehri’n de kaldığımız bu on beşi gün zarfında; ağabeyim biraz olsun toparlanmaya başladı.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Genç Duyu Medya